İlim Hikmet Vakfı - KAYSERİ
+90 352 231 80 92
info@ilimhikmet.org.tr
  • İHV 13. Olağan Genel Kurulu Yapıldı
  • Murat Cahit Cıngı, Gençlere 100 Yıllık Değişim Sürecini Anlattı
  • Senai Demirci'den Kıssalarla Terapi Atölyesi
  • Kalem Düşünce Kulübü Panelinde Kuşak Farklılıkları Tartışıldı
  • İlim Hikmet Aile Kampı Yapıldı
  • İlim Hikmet Vakıf Bülteni 2. Sayısı Çıktı
  • AÖB Orta Öğretim Ara Dönem Kampı Yapıldı
  • Ayşe Böhürler İlim Hikmet Vakfı'da konuştu
  • Uzman Psikolog Esan Gül Aile Okulunda Konuştu
  • Düşünce Akademisi devam Ediyor
  • ERCİYES KADIN PLATFORMU İLİM HİKMETTE BİR ARAYA GELDİ
  • İLİM HİKMET'TEN ARAKAN KAMPINA SU KUYUSU
  • Vakfımızda Haftalık Tefsir Sohbeti Başladı
  • Kayseri İslami Düşünce Ve Hayat Sempozyumu Kitabı Çıktı
  • Kayseri Gönüllü Kuruluşları ile Vakfımızda Bir araya geldik
ESMAÜL HUSNA
DÜŞÜNCE AKADEMİSİ
FOTOĞRAF GALERİSİ
Anadolu Buluşmalarına İHV'den 50 Kişi Katıldı

 Anadolu Platformu tarafından Afyonkarahisar’da gerçekleştirilen 13. Anadolu Buluşmaları SEMPOZYUMUNA KAYSERİ İLİM HİKMET VAKFINDAN 50 KİŞİ KATILDI

05-10 Ağustos 2018 tarihleri arasında Anadolu Platformu tarafından Afyonkarahisar Sandıklı’da gerçekleştirilen “İslam Dünyası: Birliktelik Modeli&Gelecek Perspektifi” üst başlıklı Anadolu Buluşmaları 13 sempozyumunun sonuç bildirisi Anadolu Platformu İstişare Kurulu üyesi Hüseyin Özhazar tarafından okundu.

İşte Anadolu Buluşmaları 13’ün Sonuç Bildirisi

“İslam dünyası neresidir?”, “İslam dünyası diye bir yer var mıdır?” soruları için; “İslam dünyası, yaratılışın vücut bulduğu yerdir” diyoruz. İslam, tüm âleme geldiğine göre bütün âlem de İslam dünyasıdır. Bizler, ufkumuzu bu yaklaşıma göre geniş tutmak zorundayız.

Merkez ve vasat ümmet olmamız (Bakara, 143), özelde Müslümanların, genelde insanlığın meselelerine bigâne kalmamayı; yeryüzünde adaleti, hürriyeti ve merhameti ikame etmek için hilafet misyonunu omuzlamayı gerektirir.

Dünyanın farklı medeniyet coğrafyaları çeşitli yollarla birliktelikler oluştururken, bunun gerisinde kalmak, birliktelikten yoksun yaşamak mağlubiyeti kabul etmektir. İslam dünyasının sorunlarının kriz haline dönüşmesi hâlâ bütünleşmemiş olmamızdan kaynaklanmaktadır. Öyleyse İslam dünyasının birliktelik yolunda adım adım mesafe kat etmesi gerekir.

Türkiye’den insanlığa açılırken kurbanımızı kurbiyetle, yardımımızı adaletle, iyiliğimizi barışla birlikte farklı coğrafyalara ulaştırmalıyız. Gittiğimiz yerlere kendi meşrebimizi götürmek asla doğru değildir. Bu, birlikteliğimize zarar verecek olan bir tutumdur.

Müslümanlarla beraberliğimize mani olacak her tür tutumu; özellikle ırkçılık, mezhepçilik, kavmiyetçilik, meşrepçilik taassuplarını bir tarafa bırakma beceresini göstermek zorundayız.

Cemaat kavramının ümmet kavramının önüne geçmesine izin vermemeli, bir cemaatin, kendisini ümmetin bir tuğlası olarak gördüğü sürece hürmete layık olduğu bilinmelidir.

Müslüman topluluklar olarak bilgi ve hikmet sahibi olmayı güç ve iktidar sahibi olmaya yeğlediğimizde gelecek ile ilgili daha çok umut besleyebiliriz.

İslam ülkelerinde kalıcı adaleti ve siyasi meşruiyeti temin edebilirsek, fertlerin ve grupların radikal/anarşik tutumlarının önüne geçmiş oluruz.

Müslüman devletlerin ve toplumların birlik modeli mutlak surette tedriciliğe dayanmalıdır. Mutlak bütünleşme mümkün olmasa bile kısmi birliktelikler ve işbirlikleri için çaba harcanmalıdır.

Ticari birliktelikler, gümrük kolaylıkları, serbest ticaret bölgeleri, ortak pazar, tek pazar uygulamaları düşünülmeli bu birliktelikleri bilimsel, kültürel, sportif, hukuki ve siyasi alanlara da taşıyarak sürekli bir gayret içinde bulunulmalıdır.

Hukuki bütünleşmenin en zor alanlardan birisi olması hasebiyle hukukçular ile fıkıhçıların ortak çalışmalar yaparak ictihad müessesesini kullanması vazgeçilmez bir gerekliliktir. Bu anlamda ‘çok hukukluluk’ da göz önünde bulundurulması gereken bir imkân ve tecrübedir.

‘Unutarak ulus, hatırlayarak millet oluruz.’ Bizim tarihimizde Batı’nın aksine Otuz Yıl, Yüzyıl Savaşları, dünya harpleri veya mezhep savaşları yaşanmadığı için hatırlayarak tek bir millet olmak kararlılığımızı sürdürebiliriz.

İslam dünyasında maalesef korkunç bir ‘nefret dili’ kullanılmaktadır. Bu olumsuz durumu ortadan kaldırmak için duyarlılık sahibi herkese görevler düşmektedir. Tarihsel tecrübeler de göz önünde bulundurulduğunda bu sorunu aşmada tüccarların ve sivil kuruluşların çalışmaları büyük önem arz etmektedir.

Hiçbir ülkenin iç işlerine müdahale etmeden, kültürel özellikler dikkate alınarak adalet duygusunu geliştirici, temel hak ve özgürlükleri zenginleştirici çalışmalar ısrarla yürütülmelidir.

İslam ülkelerinin savunma harcamaları neredeyse bütün kaynaklarımızı yok etmektedir. Bu alanda yapılan harcamalar, maalesef hep birbirimize karşı aldığımız tedbirlere yönelik yapılmaktadır. Yüksek duvarlar yapmak yerine vizesiz, serbest geçişli sınır güvenlikleri geliştirmeliyiz. Adil paylaşım ve refahın yayılması çatışma, terör ve kaotizmi önlemenin en geçerli yolu olduğu unutulmamalıdır.

Her tür sömürüyü engellemenin ve kalıcı barışı egemen kılmanın yolu doğru işleyen, bilgi, bilinç ve merhamete dayalı eğitimdir. Medeniyetimizin ‘ben idraki’ni ve ‘varlık şuuru’nu kuşanan, ahlaki erdemlerle bezeli nesiller yetiştirmek gelecek perspektifimiz için olmazsa olmazdır.

Yaşadığımız yüzyılda ‘kadın ile ilgili sorunlar’ halının altına süpürülerek halledilemez. Geleceğe bakarken kadınları hesaba katmamak hedeflerin yarı yarıya kaybolmasını göze almaktır. Kadın ile ilgili sorunları İslami ilkeler çerçevesinde insani bir çözüme kavuşturmadan sağlıklı bir gelecek tasavvuru oluşturmak mümkün gözükmemektedir. Kadının dışlanması bizim değil cahiliyenin fikridir.

İslam dünyasının nüfusu, toprağı, yeraltı kaynakları, tarihi tecrübesi bulunmaktadır lakin siyasetinin olmaması onun küresel bir güç olmasına mani olmaktadır. Diğer taraftan teknoloji üretmek, gelişmişlik farklarını hızla ortadan kaldırdığından, teknoloji üretimini eksene alacak bir yapılanma da elzem görünmektedir.

İslam dünyası jeopolitik bir yalnızlığa itilmiş durumdadır. Küresel hegemonya tarafından en çok mağdur edilen kesim de İslam dünyasıdır. Mazlumların umut kaynağı, İslam dünyasının güçlenmesi ve bu yalnızlıktan kurtulması ile doğrudan ilgilidir.

İslam, ortak paydamız olduğundan bütünleşmenin normları mutlaka İslami ilkelerden neşet edecektir. Bu durumda İslam’ın evrensel teklifini bütün insanlığa sunacak sağlıklı bir kanal açılmış olacaktır.

İslam Konferansı Örgütü, İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ve D8 gibi tecrübelerimiz önemli, ancak yapısal ve işlevsel sorunları dolayısıyla yetersizdir.

Çok büyük siyasi ve tarihi tecrübesi, gelişen ekonomisi, Batılı kurumları yakından tanıması ve bu kurumlar içinde yer alması, mazlumlara sahip çıkması gibi özellikleri dolayısıyla Türkiye İslam dünyası için stratejik bir konuma sahiptir ve önemli bir birleştirici unsurdur. Ancak Türkiye’nin, ‘doğal lider’ olarak davranması, Sünni asabiyet yürütmesi, laiklik ihraç etmeye çalışması veya Batıcılık dayatması ve benzeri tutumlar sergilemesi bütünleştirici özelliğini kaybetmesine neden olacaktır.

Bir simetri hastalığına tutulmuş gibi bütün Müslümanların bizimle aynı çizgide bulunmasını istemeye hakkımız yoktur. Yekpare ve homojen bir İslam dünyası oluşturmak mümkün değildir. İslam ülkeleri birliktelik modeli tek taraflı imtiyazlar normu taşımamalı, kazan-kazan formülü uygulanmalıdır.

Bu noktada bir hususu hatırlatmayı gerekli görüyoruz: Küresel güçlerin siyasi, askeri ve daha çok ekonomik kuşatma girişimleriyle Türkiye’nin, doğal olarak ortaya çıkmış olan etkinliğini ortadan kaldırmak için büyük bir çaba içerisinde olduğuna şahit olmaktayız. Bu kuşatmanın 15 Temmuz’da olduğu gibi halkımızın topyekûn duyarlılığıyla amacına ulaşamayacağına inancımız tamdır. Bu hususta Anadolu Platformu dün olduğu gibi bugün de sorumluluk almaktan kaçınmayacaktır. Bizler, tüm halkımızı ve İslam dünyasını bu kuşatmaya karşı duyarlı olmaya davet ediyoruz.

Reaktif değil aktif politikalar üreten, özerk, bütçeli, bağımsız kurullar marifeti ile tedrici birliktelikler profesyonel kadrolarca çalışılmalıdır.

İslam dünyasının bütünleşmesi ve işbirliğinin önündeki en büyük engel zihinsel engellerdir. Gördüklerimize inanmak yerine çok defa inandıklarımızı görürüz. O halde İslam toplumları arasında iletişim ve irtibatı artırmalıyız. Ortak tarihimize dönmemiz geçmişimizi bir tecrübe olarak görmemiz bizi güçlü kılacaktır. Mesela hac farizası, bizim birlikteliğimiz için muazzam bir imkândır.

Batı’yı, emperyalist felsefeyi ve hegemonik güçleri iyi tahlil etmek geleceğe emin adımlar atmamızı sağlayacak ve bizi donanımlı kılacaktır. Coğrafyalarımıza sıkıştığımız, fikir havzalarımızla yetindiğimiz ve kendimizi merkeze alarak dünyayı okumaya devam ettiğimiz sürece vahdet ruhunun somut bir karşılık bulması mümkün olmayacaktır.

Gelecek perspektifimiz için global tehdit ve tehlikelerin farkında olmalıyız. Bu bağlamda İslam coğrafyasının cehalet, fakirlik, işsizlik sorunları ile küresel anlamdaki enerji ihtiyacı, aşırı nüfus artışı, iklim değişimleri, siber güvenlik, yapay zekâ tehditleri eğitim açığı ve israf konularında kalıcı ve sürdürülebilir cevaplar üretmeliyiz.

Vahdet için Bosna, Afganistan, Filistin gibi musibet zamanları beklenmemelidir. Değişim için büyük çabalar verilmeli büyük fedakârlıklar gösterilmeli, somut adımlar atılmalıdır.

Türkiye’nin İslam ülkeleri ile işbirliği yaparak bütünleşmesi onun kaderidir. Bundan kaçınarak küresel aktör olma şansımız yoktur. Unutmayalım ki vahdet, tevhid inancının sosyal hayattaki karşılığıdır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

ANADOLU PLATFORMU